EĞİTİMSİZ BİR ÖĞRETİMİN ANLAMI YOKTUR
Mülakatı Yapanlar: (11 TM-A’dan)
Güldane AKYURT, Mehmet YÜKSEL ve Solmaz CAN
“Hüdaverdi DEMİR, 1959 Yılında Kırşehir'in Akpınar ilçesi, Hanyeri Köyü'nde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Kırıkkale'de okudu. Daha sonra Kırşehir Eğitim Enstitüsü Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nde okudu. G.Ü Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü’nü bitirdi. Bir süre Muş'ta Sınıf Öğretmenliği yaptıktan sonra 1992'de Kırıkkale Anadolu Öğretmen Lisesi'ne Rehber öğretmen olarak atandı. 2003 yılında ise Atatürk Anadolu Lisesi okul müdürlüğüne atandı, halen bu görevini sürdürmektedir.”
Atatürk Anadolu Lisesi’nin eğitim ortamının diğer birçok liseden daha iyi olduğu seslendiriliyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Göreve başlamamızdan itibaren öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin daha iyi ortamlarda eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürmeleri için iyileştirme çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bu çalışmalarla okul bahçesinin düzenlenmesi, çimlendirme, sulama, ağaçlandırma, kilit parke yapılması, aydınlatma çalışmaları, giriş kapılarının yaptırılması, öğrencilerin oturabileceği alanların oluşturulması en son olarak da öğrencilerin sıcak günlerde oturup çay içip dinlenebileceği kamelya yapılarak hizmete sunulmuştur. Okul bahçesi ve girişiyle ilgili yaptığımız bu çalışmalar okulumuza ayrı bir güzellik ve farklılık katmıştır. Bu durumu okulumuza gelen veli ve diğer ziyaretçiler de ifade etmektedir.
Okul binası içerisinde fiziki yapıyla ilgili birçok çalışmalar yapılmış bu çalışmalar da okul girişinden itibaren hissedilmektedir. Belki bizler sürekli bu ortamın içinde olmamız dolayısı ile bunları fark edemiyoruz; ama dışarıdan gelenler bunu daha iyi gözlemleyebiliyorlar. Bizler de zaman zaman değişik okulları gördüğümüzde okulumuzun şartlarının iyiliğinin farkına varabiliyoruz. Fizik, kimya bilgisayar laboratuvarlarımız, resim salonu, çok amaçlı salon, kütüphane, kantin, spor salonu, basket alanı, ders anlatımlarına görselliği de katmak için oluşturulan içerisinde projeksiyonu, bilgisayarı ve perdesi olan özel derslik gibi birçok imkâna sahip olan okulumuzun bu yerlerin altyapısının uygunluğu ve düzeni ile de ayrıcalık oluşturduğuna inanıyorum.
Sizlerin de bildiği gibi okulumuzun aynı zamanda kız ve erkek pansiyonu bulunmakta. Bu da bizlere ayrı bir sorumluk katmaktadır. Çünkü burada kalan 195 öğrencinin beslenme, barınma, sağlık gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması, ders çalışma ortamlarının hazırlanması gibi mükellefiyetlerimiz bulunmaktadır. Bu kısımda da iyileştirme çalışmaları ile ilgili; yatakhane kısmının halıfleksle döşenmesi, yemekhane tabanının kalebodur yapılması, yemeklerin temizlik ve kalitesine azami özen gösterilmesi, yemeklerin porselen tabaklarda verilmesi gibi birçok iyileştirme yapılmış; pansiyonda kalan öğrencilerimizin rahat ders çalışabileceği ortamlar hazırlanmıştır. Pansiyonumuzun kalite ve düzen bakımından da diğer pansiyonlu okullar arasında en iyilerden olduğunu düşünmekteyim. Okulumuzun almış olduğu beyaz bayrak da bunun göstergesidir.
Eğitim ve öğretim konularına bakışınız nasıldır? Türkiye’de eğitimden ziyade öğretime önem verilmesinin doğruluğuna inanıyor musunuz?
Bizlerin eğitim ve öğretime bakışımızın nasıl olması gerektiği 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun genel ve özel amaçları bölümünde belirtilmiştir. İyi insan, iyi vatandaş ve iyi bir meslek sahibi yetiştirmeyi kanunumuz genel amaç olarak belirlemiş. Bu genel amaçları esas alarak, okulun kuruluş amacı olan üst öğretim kurumlarına öğrencileri hazırlamak amacını da göz ardı etmeden eğitim-öğretim çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Öğrencilerimizin, velilerimizin beklentilerini karşılamak, öğrencilerimizin istedikleri bir üniversiteyi kazanmalarını sağlamak da öncelikli hedeflerimiz arasında bulunmaktadır. 2006 yılında ilk mezununu veren okulumuzun üniversiteyi kazanma oranı % 23,35 iken 2008 itibariyle üniversiteyi kazanma oranı % 49,10 olmuştur. Mezun öğrencilerimizin üç yıllık performansını dikkate aldığımızda da öğrencilerimizin % 98’inin üniversiteye veya polislik, astsubaylık gibi bir mesleğe girebildiklerini görmekteyiz. Eğitim ve öğretimi birbirinden ayırarak değerlendirmek uygun olmaz. Öğretim olmadan eğitimi gerçekleştirmek mümkün olmadığı gibi eğitimsiz bir öğretimin de anlamı yoktur. Çünkü öğretimin amacı eğitimi yani istenilen davranış değişikliklerini oluşturmaktır.
Fen Lisesi, Anadolu Öğretmen Lisesi, Atatürk Anadolu Lisesi, Güzel Sanatlar Lisesi Osmangazi Mahallesi’nde bulunacak. Bu önemli okulların şehir merkezi dışında olması eğitimi nasıl etkileyecek?
Pansiyonlu okulların şehir merkezi dışında olmasını gerek eğitim-öğretim faaliyetleri için gerekse pansiyonda kalan öğrencilerin rahatı için yararlı görüyorum. Kendi okulumuzda da bunu görmemiz mümkün.
Birkaç Avrupa ülkesine gittiniz, oradaki eğitim ortamını ve eğitim anlayışını gözlemleme imkânı buldunuz. İlk plânda dikkatinizi çeken hususlar nelerdi? Ülkemizle kıyaslayabilir misiniz?
Baştan şunu söylemeliyim ki Avrupa Birliği projeleri idarecilerimize, öğretmenlerimize ve öğrencilerimize faydalı olmuştur. Birçok insan bu vesile ile yurtdışını görmüş kendi ülkemizle oraların eğitim, kültür, yerleşim yerlerinin fiziki durumu ve insan ilişkileri gibi konularda görerek fikir sahibi olmuştur. Bu durum milletlerin birbirine bakış açısını da olumlu yönde etkilemiştir diye düşünüyorum.
Gittiğimiz ülkelerde sınıflara girip derslere katılıyoruz. Girdiğim bir sınıfta dikkatimi bir şey çekmişti, Sınıfın yaş seviyesine göre oldukça küçük sayılabilecek bir erkek öğrenci de sınıfta bulunuyordu. İlk önce bu öğrenci zeki olduğu için buna sınıf atlatmışlardır diye düşündüm. Daha sonra konuyu sorduğumda bu öğrencinin kendi sınıf seviyesinde yaramazlık yaptığını, arkadaşlarını rahatsız ettiğini ceza olarak da üst sınıfların içine aldıklarını ifade ettiler.
Ders işlemeyle ilgili de şöyle bir gözlemimi anlatabilirim: Coğrafya dersinin olduğu bir sınıftayız. Dersin hocası konu ile ilgili öğrencilere bilgi verdi yani derste hangi konuyu işleyeceklerini, hangi materyalleri kullanacaklarını ve öğrencilerin neler yapması gerektiğini öğrencilere anlattı. Daha sonra bir gazeteden konu ile ilgili yayınlanmış bir yazının fotokopisini bütün öğrencilere dağıttı. Öğrenciler yazıyı okuldular kendilerince önemli olan yerlerin altlarını renkli kalemle işaretlediler. Daha sonra üç kişilik bir grup tahtaya çıkarılarak yazı ile ilgili anladıklarını grafik eşliğinde anlatmaları istendi. Öğrenciler konuyla ilgili bir grafik çizdiler öğretmen bu grafiğin konuya uygun olup olmadığını sordu. Öğrenciler grafiğinin doğru olup olmadığını tartıştılar daha sonra devreye öğretmen girerek gerekli düzeltmeyi yaptı. Öğrenciler de konularını anlatarak yerlerine geçtiler. Bu dersi analiz edersek şunları söylememiz mümkün:
1-Konu öğrencilerin yaşadığı şehrin ekonomisi ile ilgili yerel bir konu.
2-Yazıyı öğrenciler okuyarak, okuma, anlama ve grafik çizerek de yorumlama yeteneklerini geliştirme imkânını buluyorlar.
3-Öğrenci, konuyu tahtaya çıkıp anlatarak da grubun karşısında anladıklarını ifade etme becerisi kazanıyor.
4-Yazının bir gazeteden seçilmiş olması da bana göre manidar. Gazete okuma alışkanlığı kazandırmak içindir diye düşündüm. Ülkemizde gazete veya kitap okumanın azlığını da herhalde buralarda aramalıyız diyorum.
Ama bu uygulamayı bizler okullarda yaptığımız takdirde öğrencileri üniversite sınavlarına hazırlama konusunda sıkıntılar yaşayacağımızı düşünüyorum.
Kırıkkale iller arası sıralamada eğitim anlamında orta sıralarda yer alıyor. Bizi üst sıralarda olmaktan alıkoyan etmenler nelerdir?
Bir ilin eğitim alanında başarısı deyince hemen akla OKS, ÖSS ve bunların sonucunda alınan puanlar ve yerleştirmeler geliyor. Değerlendirmeler de buna göre yapılıyor. Belirleyici olan bu sınavlar; ama bizim ders programlarımız bu sınavlar esas alınarak yapılmıyor. Okulların bu sınavlara hazırlık durumları da değişik olmaktadır. Buna göre ilimizi değerlendirecek olursak: OKS’de 2007 yılında Türkiye genelinde 39. sırada, 2008 yılında 33. sırada olduğunu görmekteyiz. Yani 6 sıra bir yükselme var. ÖSS’ye baktığımızda 2007 yılında sayısalda 25. Türkçe-Matematikte 28. Sözelde ise 40. sıralarda; 2008 yılında sayısalda 24. Türkçe-Matematikte 27. sözelde 37. sıralarda olduğumuzu görmekteyiz. Burada da bir yükselmenin olduğunu görmekteyiz. Bu durum Kırıkkale’nin iyi gittiğini göstermektedir. Eğitim uzun vadeli bir iş olduğundan bu günden yarına hızlı değişiklikler beklememek gerekir.
Yönetiminiz döneminde okulumuzda altyapı ve eğitim anlamında önemli değişiklikler oldu. İmkânlar oluştuğunda yapmayı istediğiniz başka ne gibi yenilikler var?
Ders işleme ortamları olan sınıflarla ilgili birtakım iyileştirme çalışmaları yapmak, bunlar: projeksiyonlu sınıfların sayılarını artırmak, yazı tahtalarını teknolojik hale getirmek, öğretmenlerin birbirinin bilgi ve tecrübelerini paylaşacak ortamlar hazırlamaktır. Öğrencilerin bilgi ve motivasyonlarını artıracak çalışmalar yapmak, velilerin eğitim ortamına katılımlarını daha fazla sağlamaya çalışmak ve şu anda bir eksiklik olarak gördüğümüz tiyatro salonu oluşturmak gibi düşüncelerimiz bulunmaktadır.
Branşınızın Rehberlik olması mesleğinizde size ne gibi avantajlar sağladı? Hatıralarınızdan esinlenerek örnekler verebilir misiniz?
Okulda, ailede, günlük hayatımızda kısacası yaşantımızda ilişkilerimiz çok önemlidir. İlişkilerimizle hiç problem olmayacak bir konuyu içinden çıkılmaz bir problem ve kavga konusu haline getirebileceğimiz gibi bir problemi de sağlıklı bir iletişimle hiç kimse zarar görmeden çözebiliriz. Bu yönüyle ilişki, iletişim çok önemli. Branşımızın rehberlik olması insan ilişkilerini olumlu yönde düzenlemem açısından faydalı olmuştur.
Lise tercih etme durumunda olan ilköğretim son sınıf öğrencilerine Atatürk Anadolu Lisesi’ni nasıl anlatırsınız?
Kırıkkale Atatürk Anadolu Lisesi, öğrencilerin beklentilerini karşılayacak, onları bir üst öğrenim kurumlarına taşıyacak öğretmen kadrosuna, fiziki imkânlara ve hoşgörü iklimine sahip olan bir okuldur. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerinden önce bizleri, okuyacakları okulun imkânlarını görmelerini ve tercihlerini buna göre yapmalarını önerir hepsine başarılar diler, sevgi ve saygılarımı sunarım.
KIRIKKALE ATATÜRK ANADOLU LİSESİ PSİKOLOJİK DANIŞMAN
CAN GÖNEN
İLE
ÖSS VE OKUL BAŞARISI ÜZERİNE MÜLAKAT
Mülakatı Yapanlar: (12 TM-A’dan)
Şulenur ÖZKAN ve Aslı DEMİR
Üniversite sınavı bir dönüm noktası mıdır?
Evet, bir dönüm noktasıdır. Okuyan her gencin hedefleri vardır. Bunlar içinde en önemlisi istediği mesleğe ulaşmaktır. Üniversiteli olmak her zaman mesleki anlamda liseli olmaktan çok daha iyidir. Çünkü yıllardır okuyan bireyin basamak basamak hedefine ulaşması o bireyin kendine güveni, hayata bakış açısı gibi yönleriyle olumlu gelişmesine katkıda bulunur. Bir şeyi çok istemek elde edilmediği zaman çok büyük sıkıntılara yol açabilir. Mutlaka üniversiteli olmalıyım diyerek yanlış meslek seçmek ya da üniversiteli olamayınca olaya hayatın sonu gibi bakmak bireyin kendine haksızlığıdır.
ÖSS’ye nasıl hazırlanılmalı?
Öğrenci Seçme Sınavının önemini 9. sınıftan itibaren bilerek, sistemli ve sabırlı çalışmalı, test yeteneğini geliştirerek ilerlemenin sonuçta size kendine güvenen, kazanacağına inanan, kaygıdan uzak, planlı ve programlı öğrenci modelini ortaya çıkaracağını bilmelisiniz. Bütün bunları yapan öğrenci aile ve öğretmen desteğini de yanına almışsa başarı kaçınılmazdır. Sürekli gelişen öğrenci, eksikliklerini tamamlayarak ilerlediği sürece sınav sistemi ne kadar değişirse değişsin “ben hazırım”diyebilmelidir.
Hedef belirlemenin kazanmaya katkıları nelerdir?
Hayali değil, gerçekçi hedef belirlemeli ve bu hedefe ulaşmak için de gerçekçi adımlar atılmalıdır. Bir an önce hedefe ulaşmalıyım derken yapılan hatalar bizi iki adım ileri değil hatta on adım geri bile götürebilir. Bir meyvenin oluşması için zaman, emek ve sabır gerektiği gibi hedefe ulaşmak için de zaman, emek ve sabır gerekmektedir. Seçilen hedefin hayatımız için manevi önemi, bize getirisi, hayatımıza kattığı olumlu yanları çok olmalı ve ona ulaşmak için yürekten çalışılmalıdır. Hedefin büyüklüğü ve önemi kişiden kişiye değişir.
Plânlı çalışmanın öneminden biraz bahsedebilir misiniz?
Plânsız olmak, neyi ne zaman yapacağınızı bilmemek, zaman kaybetmenize sebep olur. Geri getirilmesi olanaksız olan tek şey zamandır. Zamanı boşa geçirmek, hayatı boşa geçirmek demektir. Zamanı kontrol etmek de hayatı kontrol etmek demektir. Plân, ders çalışırken, başarıyı ararken, yaşamı yönetirken herkes için gerekli bir rehberdir. Kişinin neyi, ne zaman, ne kadar ve nasıl çalışacağını bilmesi günü değerlendirmesi ve zamana yenik düşmeden dimdik mücadele etmesi için gereklidir. Plânlı çalışma beraberinde güzel başarılar getirir. Hedefe birer birer yaklaştırır.
Çalışma ortamı nasıl olmalıdır?
Her öğrencinin kendine uygun çalışma odası bulunmalıdır. Çalışma odasında dikkati dağıtacak eşyalar olmamalıdır. Odanın temizliğine, havalandırılmasına ve ısısına dikkat edilmelidir. Masanın boyunuza uygun, sizi bedenen yormayacak nitelikte sandalye olmasına dikkat edin. Ders çalışırken kullanacağınız malzemeler yanı başınızda bulunmalı. Odanızdaki ışık kaynağı kesinlikle gözlerinizi yormayacak, dikkatinizi dağıtmayacak bir güçte olmalı. Çalışırken çok ayrıntıya yer verildiği düşünülse bile detaylar her zaman hayatın daha güzel olmasında gereklidir.
Sosyal etkinlikler ÖSS’ye hazırlanırken öğrenciyi nasıl etkiler?
Sosyal etkinlikler, eğitimin vazgeçilmezlerindendir. Sosyal etkinlikler öğrencinin motivasyonunu arttırır. Asıl amaca ulaşmada araç olarak kullanılır ve dozu kaçırılmazsa başarı için olumlu etkisi vardır. Sosyal etkinlikler sayesinde öğrencilerin araştırma yeteneklerinin gelişmesine grup karşısında kendilerini ifade etmede zorluk çekmemelerine ve kendilerine güvenerek hayata olumlu bakmalarına katkıda bulunur. Her şey yerinde ve ölçüsünde yapılmalıdır.
Arkadaş çevresinin ÖSS’ye hazırlıkta olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir?
Gençlerin sosyal gelişimi açısından arkadaşlarının etkisi ve bu alanda yaşanan sosyal etkileşimler, çocuğun sosyal hayatı için çok önemlidir. Arkadaş çevresinden olumsuz etkilenen gençlerin özgüveni eksikliği vardır. Özgüven problemi olan bazı gençler ise çok aşırı bir şekilde arkadaşlarını örnek olarak alabilirler. Arkadaşlarını kaybetmek istemeyen ve kendine güveni tam olmayan gençler, arkadaşlarını kaybetmemek için çok fazla fedakârlık yaparlar böyle gençlere özgüven yönünde destek olup yeni arkadaşlıklar kurmalarına yardımcı olmak gerekir. Bizi biz yapan seçimlerimizdir. Hedeflerimizi kimsenin yok etmesine izin vermemeliyiz. ÖSS sürecinde her yönüyle titiz davranmalı arkadaş ilişkilerine dikkat edilmelidir. Başarılı olamayacağını anlayan öğrenci başka arkadaşı da çalışmamaya yöneltebilir. Ama tam tersi olmalı çalışan ve başarılı olacağına inana öğrenci umudunu yitirmiş arkadaşına destek olmalı ve onu motive etmelidir.
Sınava hazırlanırken ailenin tutum ve davranışları nasıl olmalıdır?
Anne baba kendi kaygılarını, kendi hayatlarında eksik kalan yönlerini telafi etmek adına çocuğa hedefler koymamalı. Onun başlı başına bir birey olduğunu onda kendilerini yaşamalarının yanlış olduğunu bilmeleri gerekir. Başarı için ön şart, çocuğa güven duymak, gerçekçi hedefler koyarak akademik yöneliminin ne olduğunu saptamaktır. Hepimizin ortak amacı çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı yetişmesidir. Bunda anne-babaların tutumlarının etkisinin büyük olduğu gerçeği yadsınamaz. Anne-babaların çocuklarına yönelik tutumlarının sağlıklı olması, büyük ölçüde onların kendi içlerinde barışık, dengeli, huzurlu ve birbirlerine karşı sevgi ve saygılı olmalarına bağlıdır. Çocuklarımıza huzurlu ev ortamı verdiğimizde onun düşüncelerini dinleyip karşılıklı iletişime gidildiğinde olumlu sonuçlar alınacaktır. Sınava hazırlanan çocuklarımıza engel olmadan destek olarak her türlü zorlukları yenmesinde yardımcı olmalıyız.
Sınav kaygısını nasıl yenebiliriz?
Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur. Öğrencinin hayatında son derece önemli olan ÖSS sınavı yaklaştıkça öğrencinin kaygılanması son derece normaldir. Sınav Kaygısı yaşayan öğrenciler, çalışmalarını planlamakta, doğru düşünmekte, konsantre olmakta ve çalıştığı konuları hatırlamakta güçlükler yaşarlar. Günümüzde sınav kaygısı deyince, ilk akla gelen büyük sınav ÖSS'dir. Üç buçuk saatlik bir süre zarfındaki performansları sonucunda gençlerin tercih edecekleri meslekler belirlenmekte ve bu da sıklıkla sınav kaygısını beraberinde getirmektedir.
Kaygı az da olsa olmalı; ama fazlası dikkat dağınıklığına sebep olacağı için çözüme gidilmelidir. Gencin öncelikle kendine güvenmesi, düzenli çalışması ruhsal ve fiziksel olarak rahat etmesi gerekir. Kaygılı olduğunu kaygılanmaması gerektiğini sürekli kendine söyleyen genç her zamankinden daha fazla heyecanlanır. Fakat bu durumu normal karşılayıp fazla kafasına takmaz ise kaygı seviyesi düşer.
Sınav sırasında kaygınız çok artarsa; hızlı nefes alma, baş dönmesi, mide bulantısı ve bayılacak gibi olma hissi yaşayabilirsiniz. Endişelenmeyin. Durup düzgün, yavaş ve burnunuzdan nefes alın. Omuzlarınızı iyice yukarı çekip sıkın ve bırakın. Daha iyi hissettiğinizde yanıtlayabileceğiniz bir sorudan başlayın. Yazdıkça kaygınızın azaldığını göreceksiniz. Sınavdan çıkmayın, çünkü kısa süre içinde kaygınız azalacak ve iyi hissedeceksiniz.
Sınav sisteminin değişmesi başarıyı ne oranda etkiler?
Sürekli sistemi değiştirmek öğrencinin derslere ve üniversite sınavına motivasyonunu olumsuz etkiler. Çalışan öğrenci sistem ne kadar değişirse değişsin başarılı olur demek yanlıştır. Öğrencini geleceğe güvenle bakabilmesi, dikkatinin dağılmaması, kaygıdan ve korkudan uzaklaştırılması için yapılan değişiklerin okul açılmadan duyurulması ve soru işaretlerinin ortadan kaldırılması gerekir. Öğrenci her sene sınav sisteminin değişeceğini düşünerek ürkek ve belirsizlik içerisinde çalışıyor bu da başarıya olumsuz etki yapıyor.
Sınava hazırlık yolundaki öğrencilerimize önerileriniz ve onlardan beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerimizin sınav sürecini iyi değerlendirmeleri ve sınavı amaca ulaşmada bir araç olarak görmeleri gerekir. Sınav sürecini planlı ve programlı bir şekilde çalışıp test yeteneğini geliştirerek pes etmeden aile desteğini de yanlarına alarak ilerlemeleri gerekir. Kimse mükemmel değildir. Eksiklikleriniz çok olabilir. Ama sizden ricam sınav bitimi kalemi masaya bıraktığınızda sonuç ne olursa olsun “Ben elimden geleni yaptım’’demeniz.
KIRIKKALE ATATÜRK ANADOLU LİSESİ EDEBİYAT ÖĞRETMENİ
KADRİ RAŞİT AKDENİZ
İLE
EDEBİYAT ÜZERİNE
Mülakatı Yapan: (9-D)
Hafize ARI
Yayın-İletişim Kulübü adına mülakat yapmak için okulumuz Atatürk Anadolu Lisesi, Edebiyat öğretmeni Kadri Raşit Akdeniz’le sözleştiğimiz saatte okul kütüphanesinde buluşuyoruz. Tebessümle karşılıyor beni. Hocam hakkında biraz bilgi toplamıştım. Mülakata geçmeden önce bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kadri Raşit Akdeniz, 1968 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Kırıkkale’de tamamladı. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümünden 1991 yılında mezun oldu. Aynı yıl atandığı Karabük İmam Hatip Lisesi’nde sekiz yıl görev yaptı. Hâlen Kırıkkale Atatürk Anadolu Lisesi’nde görev yapmaktadır. 2005 yılında yapılan Öğretmenlik Hatıraları yarışmasında “Cildikısık Tüneli’nin Ardında Bahar Var” adlı yazısıyla Türkiye dördüncüsü oldu. 2007 yılında Kırıkkale Milli Eğitim Müdürlüğünün yaptığı öykü yarışmasında üçüncü oldu. Yazıları Kırıkkale İL Gazetesi’nde “Taraflı Yazılar” adlı köşesinde ve çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlanmaktadır.
Hocam, öncelikle edebiyat öğretmenliğini seçmenizdeki temel etken ve amaç nedir?
Lise 1’de Kırıkkale çapında bir öykü yarışması olmuştu. Ben de bu yarışmaya katılmış ve 2. olmuş, devrin kaymakamının elinden ödülümü almıştım. O günden sonra adım okulumda edebiyatçıya çıktı, bu hevesle ÖSS’de edebiyat tercihlerimi öne çektim ve edebiyat öğretmeni oldum. Çocukluğumuzda ve gençliğimizde iltifat görmüşsek geleceğimizi bununla şekillendirebiliyoruz.
Peki, bu alandaki idealiniz nedir? Bu idealinize ulaştınız mı?
Öğretmen olarak idealime ulaştım sanırım. Daha bir hafta önce 1994 yılında öğrencim olan bir kızım aradı. Şimdi o da öğretmenmiş, yıllar öncesine dair güzel şeyler hatırlattı, mutlu oldum. Karakterinde iz bıraktığım ve bu nedenle hayırla anıldığım mesajları duydukça ben de mutlu oluyorum. Mesleğimde hep hayırla anılmak gibi bir çabam ve idealim var. Kendi öğrencilik yıllarımı göz önüne getirdiğimde aklımdan kalan sadece insanî hâller. Bunun için iyilikle anılmaya çalışılmalı.
Sizin hayalinizdeki meslek neydi?
Çocukken arkeolog olmak gibi bir düşüm vardı. Hâlâ içimde bir ukde olarak durur. Bu düşümü belgesellerle tatmin etmeye çalışıyor, eskilerin hikâyelerini ibretle seyrediyorum.
Neden arkeolojiyi değil de edebiyat bölümünü seçtiniz? Hayalinizdeki meslek ile şu anki mesleğiniz arasındaki farklılıklar ve benzerlikler nelerdir?
Sanırım iş imkânlarını hesaba katarak arkeoloji bölümüne gitmedim. Arkeolojide insanların bıraktıklarıyla ilgileniyorsunuz, öğretmenlikte ise insanın kendisiyle.
Öğrencilerinizle aranızdaki diyalog nasıl? Bu durumu neye bağlıyorsunuz?
Öğrencilerimle münasebetlerim hep olumlu olmuştur. Gencin, çocuğun yanlış yapmak gibi bir hakkının olduğuna inanırım. En güzel öğrenme şekli yanılarak öğrenmektir. Onların yanılgılarına anlayışla ve bağışlamaya yönelik yaklaşırım. Merhametten doğan marazı anlamlı buluyorum. Birçoğumuzu büyük hatalar yapmaktan koruyan şey geçmişte tanıştırıldığımız merhamettir.
Öğrencilerin edebiyat dersine nasıl hazırlanmasını istersiniz? Öğrenciler neden bu dersi sevmeli sizce?
Her şeyden önce edebiyatı hayatımızın dışında bir yerde görmemeliyiz. Gündelik insan ilişkilerimizde, türkü ve şarkılarımızda, tabiatla olan ilişkilerimizde, folklorik unsurlarımızda yani giyim, yemek, düğün, bayramla birebir yaşıyoruz. Belki öğrencilerimizden istediğim dilimizin imkânlarını, estetiğini hissetme noktasında daha sahici davranmalarıdır. Geçmişin bize yüklediği birikimi görmeye çalışmalarıdır. Edebiyatı sevmemek çağa yenik düşmek demektir bana göre. Çağ konusuna daha çok kafa yormalıyız. Kendini âlemin özü olarak görebilen genç, bayağılıklara eleştirel bakabilir ve kendini edeple ilişkilendirir. Edebi özümsemiş insanın elinden ve dilinden kötülük sadır olmaz. Bunun için edebiyatla insanın bağı koparılmamalı.
Öğrencilik hayatınızda edebiyat dersini sever miydiniz?
Sizlerden farklı bir konumda değildik. ÖSS endişesi bir dersi sevmekten öte yüklenme fikrini bize öğretti. Edebiyata doğru bakmayı üniversite yıllarında öğrendiğimi söyleyebilirim.
Öğrencilerinize bu dersi anlama yollarını ve bu dersin püf noktalarını açıklar mısınız?
İnsanın halleri edebiyatta dile gelir. Sevincimizin, hüznümüzün, acımızın, estetik kaygımızın ve vicdanımızın toplamının adı edebiyattır. “Kendini ne kadar önemli buluyorsun?” diye sorduğum her öğrencime hatırlatmaya çalıştığım edebiyatla barışık olup olmadığıdır. İnsan duruşumuz, insan kalışımız, kökünde “edep” bulunan edebiyat sözcüğüyle alakalıdır. Edebiyatı sevmek bu bağı kurmakla başlar. Ben de bunu söylemeye çalışıyorum.
Edebiyat duygu ve düşünce ister. Peki, siz derslerinizde duygu ve düşünce merkezli bir yorum mu, yoksa sadece kitapta gördüklerini söyleyen bir öğrenci tipiyle mi karşılaşıyorsunuz? Bunun sebebi sizce nedir?
21. yüzyıl koşullarında insan mekanik olmaya zorlanıyor. Duygu ve düşünce, çıkar ve egoizme yenik düşüyor. Gençlerimiz de bu halden epey yara alıyor. Soyut üzerine felsefe yapmak, düşünce üretmek, pratik verimi hedefleyen çağ karşısında epey zorlanıyor. Öğrenci veya genç, ister istemez çağın diliyle konuşuyor. Bu da eleştirel-tahlilci düşünceyi iptal ediyor. Büyük insanların hayat hikâyelerinde anlatmak istediğimi gençlerimiz bulabilir.
Birçok öğretmen, şimdiki eğitim sisteminin öğrencileri ezbere dayalı eğitime zorladığı görüşünde, sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
Ezber karşıtlığına şüpheyle bakıyorum. Tarihe baktığınızda büyük şahsiyetlerin gencecik yaşlarında ezber yükünün altına girdiklerini görüyorum. Ezber üzerinden doğru sonuçlara ve muhakeme gücüne ulaşılır. Ne kadar çok kelime ve kavram bilirsek ruhumuzu açılıma zorlayacak, düşünce ve hayal üretimine zorlayacak imkâna ulaşılır.
Şu sıralar hangi kanalı açsak bir dizi ile karşılaşıyoruz. Bu dizilerin bazılarında çokça argo kelime kullanılıyor, bu da toplumda bir kültür yozlaşmasına neden oluyor. Sizce neden bu kadar çok argo kelime kullanılıyor ve bu durum biz gençleri nasıl etkiler?
Abartısız argo kullanımına karşı değilim. Argo da bu dilin bir imkânıdır. Yeri ve dozajı ayarlanmış argo, zeka süzgecinden de geçerse bir misyon üstlenebilir. Yeter ki argo ahlâkımızı örtmesin. Dizlerimizdeki argoyu sorgulamadan önce, dizilerimiz konu olarak neyi işliyor? Dizilerden bizde geriye ne kalıyor? Bu dizi hangi amaca hizmet ediyor? gibi sorular sormalıyız. Reklam seyrettirme amacının dışına çıkamayan diziler ekranları işgal ediyor. Yani işin merkezine yine para konmuş.
Aynı zamanda birçok dizide de çeşitli şiveler ile konuşuluyor veya konuşmaya çalışılıyor. İçlerinde bu şiveleri hakkıyla yapanlar var; fakat bu durumun genel olarak Türkçemizi nasıl etkilemektedir?
Şive, ağız farklılıkları da Türkçenin bir güzelliği ve zenginliğidir. Yerel olarak muhakkak yaşayacaktır. İletişim ağı, İstanbul ağzının yaygınlaşmasını kolaylaştıracaktır. Bizler ve sizler İstanbul ağzının yaygınlaşmasına yardımcı olmalıyız. Türkçenin tüm güzelliğini İstanbul ağzında görme şansımız var.
Hocam, bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.
................................................by keskin yapım........................................